simon.nicholson

KİŞİSEL WEB SİTE

HOŞGELDİNİZ

Babamın her sabah madene giderken, Annem tarafından uğurlanışının beni derinden etkilediğini yıllar sonra ve özellikle baba olunca anladım. Uğurlamaların çoğunda yataktan kalkmadığımdan Annemin sesini duyar, nadiren kalktığımda ise Annemle, Babamın merdivenlerden inip gözden kayboluncaya kadar ardından bakışımızı hatırlarım. Babamın, gece vardiyasından dönen madencilerle selamlaşması. Eski, siyah-beyaz bir film karesini andıran bu görüntünün üstüne “Uğurlar olsun, geçmiş olsun” sözleri düşer.

Cem Karaca’nın şarkısındaki gibi “Maden ocağının kıyısında” geçen bir yaşam.  Grizular! Göçükler! İşçiler! Direk Kamyonları! Şirket Katırları! Vardiya düdükleri! Kırık merdivenler! Dinmeyen yağmur! Azgın sis denizi! Amelebirliği Hastanesi! Sürekli kaynayan lahana tenceresi. Pazardan torbayla, pırasa, ıspanak taşıyan madenci kadınları. Dağlar arasındaki vadiye sıkışmış, çoğu akciğer hastası elli bin madenci. Madenci kadınları. Madenci çocukları. Ve bizlere azıcık da olsa nefes aldırmaya çalışan EKİ Zonguldak Radyosu. “Kazmacı arkadaş, Domuzdamcı arkadaş,” anonsları. Şehit Madenciyle yarım bırakılan türküler.

Dualarına uyandığım “Ocağı sel basarsa, deniz patlarsa” korkusuyla yaşayan Annem. Kolu bacağı alçıda türküler söyleyen “Cevizin yaprağı dal arasında, Su sızıyor taşların arasından”  diyen Babam.

Ve grizu sonrası yalınayak koştuğumuz kuyubaşı. Annemle kilitlenen çaresiz bakışlarımız. Cankurtaran sirenleri! Çırpınıp dövünen kadınlar! “Olmaz olasıca ocak” bedduaları! Ve ardından yeni vardiyanın sirenleri. “Ölü gözü” gibi bakışlar.

Bütün bu yaşananlar anlatılmalıydı.  Hem de ilk elden, maden ocağının kıyısında yaşayan biri tarafından anlatılmalıydı.

Alexander PUŞKİN’in “Goryuhino Köyü Tarihi” ni okuduktan sonra yazmak istedim Zonguldak’ı. Yani memleketimi.

MÜKELLEFİYET ile 1867’de başlayıp 21 yıl süren, Dilaver Paşa Nizamnamesini, “her kim ki çalışamaz duruma gele, eşeğe bindirilip köyüne gönderile”  kuralıyla madende zorunlu çalışmayı,
GÖL DAĞI ile 1940’ta başlayıp 8 yıl süren ikinci madende zorunlu çalışmayı,
BÜYÜK YÜRÜYÜŞ ile 1991’de Yüz bin Madencinin Ankara yürüyüşünü ve Çankaya Köşkü’nün tanklarla korunmaya alınmasını romanlaştırdım.

Böylece gerçekleşti ZONGULDAK ÜÇLEMESİ.

PUŞKİN, ““Goryuhino Köyü Tarihi” ni yazdıktan sonra “Çok mutluyum” demişti. “Köyümün tarihini yazdım.”

Bu sitede PUŞKİN kadar mutlu bir insanın çalışmalarını göreceksiniz.

Sevgilerle,

Metin KÖSE