simon.nicholson

KİŞİSEL WEB SİTE

KİTAPLARI

BÜYÜK YÜRÜYÜŞ
(Roman, DoĞankitap, 2014)

Bu romanın kahramanı, maden işçileri!

İlk iki romanı Mükellefiyet ve Göl Dağı ile Zonguldak madencilerinin kara yazgısını ele alan Metin Köse, üçlemesinin son halkasında 4 Ocak 1991’deki Büyük Madenci Yürüyüşü’ne odaklanıyor. Yüz bin madencinin Zonguldak’tan başlayan yürüyüşü Ankara’yı hedeflemiş, “Gemileri yaktık, geri dönüş yok” sloganı günlerce dağı taşı ve tüm ülkeyi inletmişti. Metin Köse, Türkiye tarihinin gördüğü en büyük işçi sınıfı hareketinin gerçeklerini edebiyata kazandırırken, belgeci-roman tarzının parlak bir örneğini ortaya koyuyor.

Soma’da yaşanan faciayla bir kez daha çok acı biçimde gündemimize giren madencilerin isyan ve direniş dolu günleri tüm gerçekleriyle Büyük Yürüyüş’te…

“Yüz bin kişilik madenci konvoyu, Deliahmetoğlu köyünün önünden başlayarak sisin içine girmişti. Şimdi yukarıdan bakıldığında hiç kimse görünmüyordu. Sanki bir dev, yolda, altı kilometre uzunluğundaki yüz bin kişiyi tıpkı Çanakkale’deki gibi yutmuştu. İşçiler görünmese de sloganlar göğe yükseliyordu.”


GÖL DAĞI
(Roman, DoĞan kİtap, 2012)

Ufuk belli belirsizdi! Havanın kararmasına epey vakit olmasına rağmen, kapkara bulutlar yüzünden ortalık kararmıştı. Hep böyle olurdu Zonguldak’ta, aydınlığı ve karanlığı günün uzunluğu ve kısalığı değil, kara bulutlar belirlerdi. Ortalık sabahın erken saatlerinde, ya da öğle üzeri birden kararıverir, ardından aynı günde ikinci bir gün yaşanırcasına aydınlanırdı. Bazen de, hava hep kara olduğundan gün hiç yaşanmazdı. Nasıl olduysa, sanki yer altındaki kömürün karası gökyüzüne dolaşmaya çıkmıştı. Yer altı, yer ve gök kömür karasıydı. Buna bir de, yaz kış dinmeyen nem eklendiğinden, insanlar hep ıslaktı.  Şehir ise, hem kara hem ıslaktı. Metin Köse, 2010 yılında Doğankitap’tan çıkan Mükellefiyet adlı romanında, 1867 yılında Osmanlı İmparatorluğu döneminde Zonguldak Köylülerine yönelik, zorla maden ocaklarında çalışma uygulamasını ve jandarma baskısıyla yaşanan acıları anlatmıştı. 1941’deki İkinci Mükellefiyet dönemine odaklanan Göl Dağı ise yıllar sonra yaşanan aynı baskı ve acıları belgesel roman tarzında anlatırken 1970’li yıllara uzanıyor; Behçet Necatigil, Muzaffer Tayyip Uslu, Rüştü Onur gibi Zonguldak’ta yaşayan şairlerin kente ve maden işçilerine dair gözlemlerini de aktarıyor. Maden mükellefiyetinden kaçan ve madenden firar eden köylülerin “karısının, kızının alıkonulması” çerçevesinde trajik bir öykü anlatan Göl Dağı, yavaş yavaş bilinçlenen işçilerin hak arama mücadelesini de gözler önüne seriyor.


MÜKELLEFİYET
(Roman, Doğankitap, 2010)

Her kim ki çalışamaz duruma gele
Eşeğe bindirilip köyüne gönderile

1867 yılında Osmanlı İmparatorluğu’ndayız.

Dış borçlar artmış, ekonomik çöküş başlamış, enerji açığı had safhaya varmıştır. Kömür ihtiyacını karşılamak için bir kanun çıkartılır ve Zonguldak civarındaki köylerde yaşayan 13-50 yaş arasındaki her erkeğe “iş mükellefiyeti”, yani belli sürelerle madende çalışma zorunluluğu getirilir.

Mükellefiyet, 1940’lı yıllarda tekrarlanan ve korkunç bir jandarma baskısıyla uygulanan bu kanunun trajik sonuçlarını, madenci yapılan köylülerin, çavuş ve onbaşıların, eşkıyanın, yavukluların ve dönemin yöneticilerinin dünyalarına girerek, mükemmel doğa betimlemeleri eşliğinde anlatıyor.

Köylülere “Allahım yok musun!” dedirtecek boyutlara ulaşan eziyet ve sömürüyü, edebiyatımızdaki Kemal Tahir-Yaşar Kemal çizgisine bağlı bir yapıda aktaran Metin Köse’den, alabildiğine çarpıcı, unutulmayacak bir roman.

 
Panta Rei – Eleni’ye Mektuplar (Deneme, Elipskitap, 2007)

Herakleitos’un Panta Rei (Her şey Akar) sözünü kitabına isim yapan yazar, Eleni’ye yazdığı mektuplarda, okuyucuyu kalemine hayran bırakarak, Eleni’ye şiir tadında derin duygularla hitap ediyor. Sevgili Eleni,
Tutmak, durdurmak istiyorum haykırırken nehri. Taşlar kanatıyor ayaklarımı. Titrerken diz, çözülüyor bağ. Suyun aksinde biri, yorgun gözlerimde gözleri. Akıyor zaman.
Panta Rei.

Kırıyorum buzları yüreğimle. Unuttum eski düşünceleri. Çözülen nehirdeyim. Bıraktım kendimi. Bulanmadan, donmadan, kapadım gözlerimi. Akıyorum yeni, yeni.  
Panta Rei.


Kervan
(Roman, Ötüken, 2005)

Kırkına gelmiş bir adamın duygularına 7.1 şiddetindeki Adapazarı depremi eklenince müthiş bir hayat sorgusu başlar. Beyninde, sürekli ikiz doğuran sorular yüzünden zaman ve mekân kavramları birbirine karışır. Hayat artık ölüm çizgisinde yaşanmaktadır. Var olmak ve Yok olmak kavramlarının ortak paydası onu yeni bir dünyaya götürür.  

--