simon.nicholson

KİŞİSEL WEB SİTE

GOETHE'YE MEKTUP

2 Mart 2006
Sayın Johann Wolfgang Von Goethe,
Weimar
, Almanya

Aziz Dostum,
Size 174 yıl uzaktan yazıyorum.
“Dost, erdemlerine hayran olduğumuz insan,” demişti Cicero. “Aslolan erdemdir, dostun uzakta ya da yakında olmasının ne önemi var!” demişti. İşte bu duygularla size tam 174 yıl uzaktan yazıyorum.

Bir nehrin kıyısında yaşıyorum uzun zamandır. Çocukken, çamurdan iki katlı evler yaptığım, ay ışığında sevgililerin buluştuğu, çınarların kökleriyle emzirdiği nehir var ya! İşte o nehrin kıyısında. Su köpüğünde aşıkların ayak izleri. İsimler işlenmiş çınar gövdelerine. Çınarla büyümüş kalpler. İşte karşımda derin bir kalp, içinde Genç Werther!

Aziz Dostum,
Tiyatronun yanındaki açık, berrak, ışık saçan yüzün odamı aydınlatıyor. Hayran bakışlarımı görüyor musun? Kıyısında yaşadığım nehir şiirlerini okuyor, böyle bir okuyuşa daha önce hiç şahit olmamıştım.  Öyle coşkulu ki! Değişik tonlarda dans ediyor, yükseliyor, coşuyor, çağlıyor, dinginleşiyor. Bir senfonide sarmaş dolaş su damlaları. Damlalar akıyor gözlerinden. Yanan tiyatroya döktüğün göz yaşları. Şu an, ölümle yaşam arasındaki çizgi öylesine inceldi ki. Ay ışığının düştüğü dağ yollarında yürüyen siz. Bakışlarıyla uzaklıkları delen siz. Sesiniz zamanı aşıp ulaşıyor sevgiliye. Sesiniz kulaklarımda.

        Uzakta da olsan, ben yanındayım
        Sen yanımdasın
        Gün söner, yıldızlar ışır gökte, ah
        Burada olsaydın!

Dün kırlarda yalnız dolaşırken bitkiler sordu sizi. Üzerinde gezindiğiniz patika yol, kahvaltınızda sizi seyreden çimenler, özellikle henüz yapraklarını açmayan gül sordu. Güneş ışığını tepeden alan yamaçta, lifleri yukarıya düzgün uzayan ağaçlar sordu. Nemle, yüksek ısıyla kavis verip elma dalına astığınız yay sordu. Ekin tarlalarında öterek yükselen tarla kuşu, yumurtalarını sadece böcek yiyenlerin yuvasına bırakan guguk kuşu sordu. Hayranlıkla izlediğiniz, görünmeyen yürüyüş bandını takip eden bal arıları sordu. Konuklara sunduğunuz hurmanın ağaçları sordu.

Aziz Dostum,
Karamsar bir his dünyasında şaşkınız. Şaşkın, aciz ve vahşi. Akşam yemeklerinde tiksinmeden izliyoruz ölenleri. Roma ziyafetlerinde öldürmeye can atıyor beyinlerimiz. Saldırıyoruz yorulmadan. Korkularımız gizli tüm saldırılarda. Bakışlarımızla çarmıha geriyoruz ölümden kurtulanları. Yaşadığımız coğrafya büyürken küçülüyor dünyamız. Belirttiğiniz gibi Tanrı hala insanlıktan memnun değil. Yeniden yaradılış için her yerin darmadağın olacağı o gün daha da yaklaştı şimdi. Asık suratlar dolaşıyor sokaklarda. Gölgesiz tüm nesneler. Oyalanıyor kalabalıklar. Genç Werther’in acılarını yaşıyor insanlık. Bakış açımız algılanamayacak kadar küçük. Yeteneği anlayacak yeteneği olmayanların elinde yok oluyor hayatlar. İnsanlar dürüst olacak kadar cesur değil. Bir dünya haritasının üstünde kahkahalarla gülüyor Mefisto.

Aziz Dostum.
Vakit gece yarısı. Çam ağacının reçine kokuları uzanıyor gökyüzüne. Ayın şavkında aşk dinine girmiş iki yürek, ilahi nurun nehirdeki sessizliğini dinliyor. Benzer ruhlar dolaşıyor ay ışığında. Biri tebessüm ediyor nehirden kıyıya, aydınlanıyor dağların dorukları, duygular karışıyor farklı zamanlardan, ışık büyülü, ay ışığı büyülü.

        Ay ışığı büyülüymüş,
        Ben büyüklerin yalancısıyım,
        Dilekler tutarmış gecelerde
        “Seni seviyorum” dersen dağlara
        Dağlar da seni severmiş
        Tutmak istersen gökyüzünü gönülden
        Yıldızlar hemen avucuna inermiş
        Halbuki mehtaplı gecelerde
        Seni sevdiğimi hiç kimseye demedim
        Demek ki sen
        Bir yerlerde
        Beni sevdiğini söyledin.

Yüreğime konuşuyor yürekten bakışların. Karanlığa binip gidiyor gece. Güneş doğuyor vaktinden önce. Çaresiz şu an zafere alışkın Mefisto. Ve ben şairi anlamak için, şairin ülkesine gidiyorum.

Görüşmez üzere aziz dostum,

Saygılarımla,
M.KÖSE